top of page

Uzun Süren İhtiyati Tedbir Kararlarının Mülkiyet Hakkı Üzerindeki Etkisi

  • Yazarın fotoğrafı: HGC HUKUK
    HGC HUKUK
  • 6 gün önce
  • 2 dakikada okunur

Hukuk sistemimizde ihtiyati tedbir, devam eden bir yargılama sürecinde hak kaybını önlemek ve alacağı güvence altına almak amacıyla başvurulan önemli bir geçici koruma tedbiridir. Ancak bu tedbirin uygulanış biçimi ve özellikle süresi, maliki olduğu varlıklar üzerinde tasarruf yetkisi kısıtlanan kişiler için ciddi mağduriyetler doğurabilmektedir. Anayasa Mahkemesi, yakın tarihli bir kararında, yargılama sürecinin uzamasıyla birlikte yıllarca kaldırılmayan ihtiyati tedbirlerin, mülkiyet hakkını ihlal edebileceğini vurgulayan emsal niteliğinde bir değerlendirmede bulunmuştur.


İhtiyati Tedbirin Makul Süreyi Aşması ve Orantılılık İlkesi


Anayasa Mahkemesi’nin 2018/14389 başvuru numaralı ve 13/4/2021 tarihli kararına konu olayda başvurucu aleyhine 2006 yılında muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası açılmış ve Mahkemece çok sayıda taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir konulmuştur. Aradan geçen yaklaşık 15 yıllık süre zarfında yargılamanın nihai olarak sonuçlanmaması ve tedbirlerin devam etmesi üzerine başvurucu, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur.


Mahkemenin bu incelemedeki temel yaklaşımı, kamu makamlarının takdir yetkisi ile bireyin mülkiyet hakkı arasındaki dengenin nasıl kurulacağı üzerinedir. Bir alacağın güvence altına alınması amacıyla tedbir uygulanması hukuka uygun olsa da, bu tedbirin bireye şahsi olarak aşırı bir külfet yüklememesi gerekmektedir. Yüksek Mahkeme, mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden tedbirlerin ölçülü sayılabilmesi için, yargı mercilerinin süreci ivedilikle ve özenle yürütme yükümlülüğü bulunduğuna dikkat çekmiştir.


Mülkiyet Hakkı ve Aşırı Külfet Dengesi


İncelenen kararda, tedbir kararının 2006 yılından itibaren devam ettiği, hatta ortaklığın giderilmesi yoluyla satışı yapılan bir taşınmazdan elde edilen satış bedeli üzerine dahi tedbir konulduğu görülmektedir. Anayasa Mahkemesi, tedbirin bu denli uzun bir süre boyunca ve belirsiz şekilde devam etmesinin, mülk sahibinin tasarruf yetkisini orantısız biçimde kısıtladığını belirtmiştir.


Bu tür durumlarda yargısal makamların sorumluluğu, sadece tedbir kararı vermekle sınırlı değildir. Aynı zamanda tedbirin devam ettiği süre boyunca davanın makul bir sürede sonuçlandırılması için gerekli özenin gösterilmesi şarttır. Somut olayda olduğu gibi, tedbir sürecinin bir bütün olarak değerlendirildiğinde makul olmayan bir süreye yayılması, telafisi güç zararlar doğurabilmektedir.


Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, uzun süren ihtiyati tedbir uygulamasının başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Bu karar, özellikle gayrimenkul davalarında sıkça karşılaşılan uzun yargılama süreçlerinde, tedbirlerin otomatik olarak devam etmesi yerine, ölçülülük ilkesi çerçevesinde periyodik olarak gözden geçirilmesi ve mülk sahibinin haklarının gözetilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koymaktadır. Mülkiyet hakkını sınırlayan tedbirlerin, gerek kapsam gerekse süre itibarıyla orantılı olması, hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page