top of page

Hissedarlar Arası Uyuşmazlıklar: Yönetim Kurulu Kararlarının İptali ve Ortaklıktan Çıkarma Davaları

  • Yazarın fotoğrafı: HGC HUKUK
    HGC HUKUK
  • 2 gün önce
  • 2 dakikada okunur

Hissedarlar arası uyuşmazlıklar, özellikle sermaye birikiminin yoğun olduğu büyük ölçekli ve kurumsal şirketlerin yapısında, vizyon uyuşmazlığı veya azınlığın ezilmesi gibi sebeplerle karar alma mekanizmalarını felç eden ve şirketin ticari mevcudiyetini doğrudan riske atan derin hukuki ihtilaflardır. Sermaye şirketlerinde hâkim çoğunluğun gücünü kötüye kullanması, ana sözleşmenin ihlali veya kâr payı dağıtımının şirket yararına aykırı şekilde engellenmesi, ortaklar arasındaki dürüstlük ve sadakat bağını koparmaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), bu tür yapısal tıkanıklıkların çözümü için azınlık pay sahiplerinin korunmasını temel alan spesifik dava mekanizmaları geliştirmiştir.


Azınlık Hakları Kapsamında Yönetim Kurulu Kararlarının İptali


Şirket içi ihtilaflarda ilk müdahale aşamalarından biri olan yönetim kurulu kararlarının iptali davaları, şirketin genel menfaatine açıkça aykırı olan, yöneticilerin yönetim yetkilerini şahsi lehlerine haksız kazanç sağlamak amacıyla kullandıkları veya azınlığın eşit işlem görme prensibi gibi temel haklarının ihlal edildiği durumları hedef alır. Hukuka, ahlaka veya ana sözleşmeye aykırı uygulamaların, ticaret mahkemeleri eliyle butlanının veya iptalinin sağlanması, şirket içi yargısal denetimin ilk ayağıdır. Ancak, kilitlenmiş bir yönetim yapısında alınan kararların sürekli iptal edilmesi bazen şirketi işlevsiz kılmaktan öteye gidememekte; bu da ortaklığın geleceğe yönelik olarak tamamen yeniden organize edilmesini zorunlu kılmaktadır.


Hissedarlar Arası Uyuşmazlıklar ve Ortaklıktan Çıkarma Süreci


TTK madde 531 kapsamında anonim şirketler için özel olarak düzenlenen haklı sebeple fesih davaları, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin onarılamaz biçimde zedelenmesi halinde devreye girer. Ancak kanun koyucu, şirketin ekonomik değerini ve devamlılığını korumak amacıyla hakime geniş bir takdir yetkisi tanımıştır. Haklı sebebin varlığı tesis edildiğinde mahkeme, sert bir tedbir olan fesih kararı (şirketin tasfiyesi) yerine, davacı konumundaki azınlık pay sahibinin (veya davalı pay sahibinin) paylarının güncel gerçek değeri üzerinden nakden ödenerek şirketten dışlanmasına karar verebilmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin istikrar kazanmış kararlarında son derece belirgin bir şekilde işlenen bu "en son çare" (ultima ratio) prensibi, hissedarlar arası uyuşmazlıklar ve ortaklıktan çıkarma davalarının belkemiğidir. Dürüstlük kuralına aykırılığın sabitleştiği bu spesifik hallerde, fesih yerine payı ödenerek ortaklıktan çıkarılma formülü, şirketin iktisadi hayatını sürdürülebilir kılma güvencesi sunmaktadır.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page